Ehliyetsiz araç kullanımı hem sürücü hem de araç sahibi için ağır sonuçları olabilmektedir. Hukukumuzda araç sahibinin de sorumluluğu vardır. Ancak; araç sahibinin rızası dışında aracın kullanılması durumunda söz konusu ceza iptal edilebilmektedir.
ANAYASA MAHKEMESİ BAŞVURU NUMARASI: 2015/11678 KARAR TARİHİ: 24/5/2018 KARAR
"...sadece aracın sahibi olduğu için kendisine idari para cezası verildiğini, bu hususta kusurun bulunmadığı ve cezaların şahsiliği ilkesinin ihlal edildiği, anormal anılan cezanın iptal edilmesi istemiyle Bozüyük Sulh Ceza Hakimliğine başvurulmuştur.
Masumiyet karinesinin sonuçlarının sonuçlarının ortadan yeniden yargılama yapılmasında hukuki açıdan kopma kararının bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Bozüyük Sulh Ceza Hakimliğine karar verildi."
İşveren iş sağlığı ve güvenlik önlemlerini almaması nedeniyle ortaya çıkan iş kazasından kaynaklanan zararları tazmin etmekle yükümlüdür. Bu tazminatın miktarı zarar miktarı ile sınırlıdır.
İŞ KAZASINDA YETKİLİ VE GÖREVLİ MAHKEME
İş kazalarında birden fazla yer mahkemesi yetkilidir;
1- İş kazası geçiren işçinin ikametgahı ile işçi vefat etmişse mirasçılarından herhangi birinin yerleşim yerindeki iş mahkemesi,
2- Kazanın gerçekleştiği yer mahkemesi,
3- Son olarak davanın açıldığı tarihte davalı işverenin yerleşim yeri mahkemesi de iş kazası davasını görmeye yetkilidir.
İŞ KAZASINDA MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT
Tazminat miktarının tespti yapılırken; ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı, sürekli iş göremezlik oranı, yaş , olay tarihi gibi özellikler göz önünde tutulmaktadır.
Boşanma davası açma koşulları Türk Medeni Kanununda ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Temelde boşanma davası iki şekilde açılır. Birincisi anlaşmalı boşanma; ikincisi çekişmeli boşanmadır. Çekişmeli boşanma, eşlerin boşanma ve sonuçları konusunda anlaşmazlık yaşadığı takdirde gündeme gelmektedir. Bu sebeple çekişmeli boşanma davasında hak kaybı yaşamamak için, mevcut iddiaları destekleyen nitelikte delil ve tanıkların dosyaya sunulması büyük önem taşımaktadır.
Bunun yanında anlaşmalı boşanma davası ise, evlilik bir yıl sürdüğü takdirde tarafların ortak iradesinin protokole bağlanması ile mümkün olmaktadır.
Boşanma davası neticesinde tarafların boşanma, velayet ve tazminat talepleri olabilmektedir. Ayrıca, tarafların evlilik süresince edindiği mallar da paylaştırılarak tasfiye sürecine girilir.
KIDEM TAZMİNATI ALMANIN ŞARTLARI
Kıdem tazminatına hak kazanabilmesi için aynı işverenin işyeri veya işyerlerinde en az 1 yıl sürekli çalışılması gerekmektedir. İşçi, işverenin işyerinde 1 yıldan daha az süre ile çalışmış ise kıdem tazminatı alması mümkün değildir. İşçi aynı işverenin farklı işyerlerinde, hatta farklı şirketlerinde çalışsa bile 1 yıllık sürenin hesaplanmasında tüm bu çalışmalar göz önünde bulundurulması gerekir. Bunun yanında, işçi ile işveren arasında olan iş sözleşmesinin belirsiz süreli olması gerekir. Kaldı ki; kıdem tazminatı hesaplaması brüt ücret üzerinden yapılmaktadır.
Bunun yanında kıdem tazminatı talebi, bir zamanaşımı süresine tabidir. Kıdem tazminatı zamanaşımı süresi iş akdinin feshinden itibaren 5 yıldır.
YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ Esas Numarası: 2017/3058 Karar Numarası: 2020/7911 Karar Tarihi: 29.06.2020
"Kıdem tazminatı hesabında esas alınacak ücret, işçinin son ücretidir. Başka bir anlatımla, iş sözleşmesinin feshedildiği anda geçerli olan ücrettir. İhbar öneli tanınmak suretiyle yapılan fesihte önelin bittiği tarihte fesih gerçekleştiğinden, önelin bittiği tarihteki ücret esas alınmalıdır. Bildirim öneli tanınmaksızın ve ihbar tazminatı da ödenmeden (tam olarak ödenmeden) işverence yapılan fesih durumunda ise, bildirim öneli sonuna kadar işyerinde uygulamaya konulan ücret artışından, iş sözleşmesi feshedilen işçinin de yararlanması ve tazminatının bu artan ücret esas alınarak hesaplanması gerekir.
Kıdem tazminatı hesabında dikkate alınması gereken ücret, işçinin brüt ücretidir. O halde, kıdem tazminatı, işçinin fiilen eline geçen ücreti üzerinden değil, sigorta primi, vergi sendika aidatı gibi kesintiler yapılmaksızın belirlenen brüt ücret göz önünde tutularak hesaplanır.
Kıdem tazminatına esas alınacak olan ücretin tespitinde 4857 sayılı İş Kanununun 32 nci maddesinde sözü edilen asıl ücrete ek olarak işçiye sağlanan para veya para ile ölçülebilen menfaatler göz önünde tutulur. Buna göre ikramiye, devamlılık arz eden prim, yakacak yardımı, giyecek yardımı, kira, aydınlatma, servis yardımı, yemek yardımı ve benzeri ödemeler kıdem tazminatı hesabında dikkate alınır. İşçiye sağlanan özel sağlık sigortası yardımı ya da hayat sigortası pirim ödemeleri de para ile ölçülebilen menfaatler kavramına dahil olup, tazminata esas ücrete eklenmelidir. Satış rakamları ya da başkaca verilere göre hesaplanan pirim değişkenlik gösterse de, kıdem tazminatı hesabında genişletilmiş ücret kavramı içinde değerlendirilmelidir."
Nafaka yükümlülüğüsünün nafaka ödememesi durumu İcra ve İflas Kanununda düzenlenmiştir. İcra ve İflas Kanunu Madde 344 de nafakaya ilişkin kararlara uymayanlar için şikâyet üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Lakin, hapsin tatbikine başlandıktan sonra kararın gerekliliğinin yerine getirilmesise, borçlunun tahliyesine bağlanmıştır.
Nafaka şikayetinde bulunulabilmek için her şeyden önce bir icra takibi başlatılmalı ve icra takibinden bir sonuç elde edilememesi durumunda icra cezası mahkemesine şikayet edilebilmektedir.
YARGITAY 11.CEZA DAİRESİ Esas: 2014/6564 Karar: 2014/4675
"2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 344/1. maddesi gereğince nafakaya ilişkin kararların gereğini yerine getirmeyen borçlunun, alacaklının şikayeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 14/11/2006 tarihli ve 2006/16.HD-220 Esas, 2006/231 Karar sayılı kararındaki, "Hapsen tazyik yaptırımında amaç, bir yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamak olduğundan, alt sınırdan belli bir ceza belirlenmesi gerekmemekte, yükümlülük yerine getirilene kadar ve en çok 3 ay süreyle kişinin yükümlülüğüne uygun davranması için zorlanması söz konusu olmaktadır. "
Trafik kazası nedeniyle meydana gelen zararın tazmini amacıyla açılacak olan davalarda yetkili mahkemeler: davalı gerçek veya tüzel kişinin, davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi, davalıların birden fazla olması durumunda davalılardan herhangi birinin yerleşim yeri mahkemesi, trafik kazasının meydana geldiği yer mahkemesi ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir .
Miras bırakan diğer mirasçıları miras hakkından yoksun bırakmak amacıyla mirasçılardan birine veya üçüncü bir kişiye yaptığı karşılıksız kazandırmaların gerçeğe aykırı şekilde satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi göstermesidir. Miras bırakan burada mal kaçırmakdır. Miras hakkı ihlal edilen tüm mirasçılar, miras bırakanın muvazaalı tasarufunun geçersizliğinin tespiti için dava açabilirler.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
Esas Numarası: 2018/533
Karar Numarası: 2021/1189
Karar Tarihi: 07.10.2021
"...Diğer yandan 1.4.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; “Bir kimsenin; mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmiş bulunması halinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanunu'nun 18. maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine ve bu dava hakkının geçerli sözleşmeler için söz konusu olan Medeni Kanunun 507 ve 603. maddelerinin sağladığı haklara etkili olmayacağına” karar verilmiştir."
kira artış oranı belirtilmiş olmasına rağmen aradan en az 5 yıl geçmiş olması ve kira bedelinin güncel piyasa koşullarının altında kalmış olması hallerinde kira bedelinin güncel piyasa koşullarına uygun olarak belirlenmesi amacıyla açılan davalardır.
TÜRK BORÇLAR KANUNU MADDE 344 "Tarafların yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmaları, bir önceki kira yılında tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla geçerlidir. Bu kural, bir yıldan daha uzun süreli kira sözleşmelerinde de uygulanır.
Taraflarca bu konuda bir anlaşma yapılmamışsa, kira bedeli, bir önceki kira yılının tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla hâkim tarafından, kiralananın durumu göz önüne alınarak hakkaniyete göre belirlenir.
Taraflarca bu konuda bir anlaşma yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın, beş yıldan uzun süreli veya beş yıldan sonra yenilenen kira sözleşmelerinde ve bundan sonraki her beş yılın sonunda, yeni kira yılında uygulanacak kira bedeli, hâkim tarafından tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranı, kiralananın durumu ve emsal kira bedelleri göz önünde tutularak hakkaniyete uygun biçimde belirlenir. Her beş yıldan sonraki kira yılında bu biçimde belirlenen kira bedeli, önceki fıkralarda yer alan ilkelere göre değiştirilebilir.
Sözleşmede kira bedeli yabancı para olarak kararlaştırılmışsa 20/2/1930 tarihli ve 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanun hükümleri saklı kalmak şartıyla, beş yıl geçmedikçe kira bedelinde değişiklik yapılamaz. Ancak, bu Kanunun, “Aşırı ifa güçlüğü” başlıklı 138 inci maddesi hükmü saklıdır. Beş yıl geçtikten sonra kira bedelinin belirlenmesinde, yabancı paranın değerindeki değişiklikler de göz önünde tutularak üçüncü fıkra hükmü uygulanır."
Hukukumuzda yasal ve atanmış mirasçılara bu mirastan sorumlu olmak istememeleri halinde tanınmış bir yoldur. Bunun yapılabilmesi için reddi miras davası açılması gerekir. Bu dava miras bırakanın öldüğü yer Sulh Hukuk Mahkemesinde açılır. Mirasın reddi süresinde yapılmalı ve kayıtsız şartsız olması gerekir. Reddi mirasa ilişkin süre, mirasçı olduklarını sonradan öğrendiklerini ispat etmedikçe mirasbırakanın ölümünden itibaren üç aydır. Bu süre içinde miras reddedilmediği takdirde kabul edilmiş sayılacaktır.
SGK Tarafından Karşılanmayan Kanser İlaçları İçin Hukuki Yollar
Kanser tedavisi gören hastalara uzman doktorları tarafından tavsiye edilen ilaçların bazıları Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmamakta, hastalar gereken tedavi masraflarına katlanmak zorunda kalmaktadır. Kanser hastalığının tedavisinde kullanılan ilaçların SGK tarafından karşılanmaması durumunda hastanın tedavisi için zorunlu olan ilaçların temini ve ilaç bedellerinin SGK kapsamında karşılanabilmesi için Sosyal Güvenlik Kurumu’na başvuru yapılarak dava açılması gerekmektedir. Söz konusu başvuru ve dava sayesinde SGK tarafından karşılanmayan ilaç bedellerinin karşılanması veya ödenen ilaç bedellerinin hastaya iadesi sağlanmaktadır. Lakin, en önemli hususlardan biri dava açılırken ihtiyati tedbir talebinde bulunulması gerekmektedir. İhtiyati tedbir kararı ile dava sonuçlanıncaya kadar kanser ilaçlarının bedelinin SGK tarafından tedbiren karşılanmasına karar verilecektir.
fatura alacağı
Alacaklı hizmet veya ürün sağladıktan sonra ödeme alamadığı durumda ortaya çıkan bir durumdur. Fatura alacağı sebebiyle doğurudan dava açılabileceği gibi icra takibi de başlatılabilir. Bunun haricinde öncelikle ihtarname de gönderilebilir. Bunun yanında alacaklı, borçlunun ödeme yapmadığına dair faturayı da sunması gerekmektedir. Yapılna icra takibi neticesinde borçluya ödeme emri tebliğ edilir. Borçluya ödeme yapması veya itirazda bulunması için süre verilir. Borçlunun ödeme emrine itiraz etmesi halinde, alacaklı tarafından itirazın iptali veya itirazın kaldırılması davası açılması gerekmektedir.
ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 22. HUKUK DAİRESİ Esas Numarası: 2021/1334 Karar Numarası: 2023/1500 Karar Tarihi: 10.11.2023
"Kur farkı alcağı yabancı para alacağı (döviz) üzerinden düzenlenen faturanın düzenlediği tarihin kuru ile faturanın tahsil edildiği tarihin kuru arasındaki farktan kaynaklanan ve TL olarak doğan bir alacaktır. Kur farkı düzenlenen temel ilişkide asıl alacak miktarı döviz olarak aynı kalmaktadır. Kur farkı alacağının döviz olarak istenmesi mümkün olmayıp, Türk Lirası olarak talep edilebilecek bir alacaktır. Türk Kanunları’na göre döviz alacağının Türk Lirası olarak istenmesi mümkün ise de, Türk Lirası alacağının dövize çevrilerek istenmesinin mümkün değildir. (Y11H.D'nin 26/05/2022 tarih ve E: 2020/6941 -K: 2022/4076). Davacının kur farkı için USD üzerinden icra takibi başlatıp alacak talebinde bulunması mümkün olmadığından, takibe sıkı sıkıya bağlı itirazın iptaline ilişkin davada usulüne uygun yapılmış bir icra takibi bulunmadığının kabulü gerekir. Bu durumda mahkemece davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddi gerekirken yazılı gerekçe ve yanılgılı değerlendirme ile esastan davanın reddine karar verilmesi doğru bulunmadığından davacının istinaf itirazlarının kabulü ile HMK 353/1-b-2 maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde karar verilmiştir (Aynı yönde Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 28/02/2023 Tarih, 2023/379 Esas, 2023/1206 Karar sayılı ilamı)"
Türk Ceza Kanunu Madde 141 "Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir." denmiştir.
Başkasına ait taşınır malın alınmasının suç oluşturabilmesi için, zilyedinin rızasının bulunmaması gerekir. Hırsızlık suçunun oluşabilmesi için, failin kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla hareket etmesi yeterlidir, yararın sağlanmış olması aranmamaktadır.
Mağdurun suç konusu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hâle gelmesi halinde suç tamamlanır. Bu suç malvarlığına karşı işlenen bir suçtur. Bu suçun mağdurlarının hem ceza mahkemesinde hem de hukuk mahkemelerinde şikayet ve dava açabilme hakları bulunmaktadır.
ŞİDDETLİ GEÇİMSİZLİK NEDENİYLE BOŞANMA
Türk Medeni Kanunu Madde 166 "Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir. Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz. (Değişik dördüncü fıkra:14/11/2024-7532/13 md.) Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir."
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanma davası, birçok nedenle açılabilir. Burada önemli olan husus evlilik birliğinin sürdürülemez hale gelmesidir. Eşler arasında yaşanan önemli fikir ayrılıkları, sürekli kavga etmek, aşırı şekilde borçlanarak ekonomik sorunlara sebep olmak, eşi sosyal ortamlardan soyutlamak, eşine hakaret etmek gibi sebepler evlilik biliğini temelinden sarsan durumlardır. Bu gibi pek çok gerekçe ile TMK Md.166 ya dayanılarak boşanma davası açılabilmektedir. Burada asıl önemli olan eşlerin ortak hayatı sürdürme imkanının ortadan kalkmış olmasıdır.
ALDATMA (ZİNA) SEBEBİYLE BOŞANMA DAVASI

Cinsel sadakate aykırılığı ifade eden zina, mutlak ve kanunda düzenlenen bir boşanma sebebidir.
Türk Medeni Kanunu Md. 161 " Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir.Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur." denmiştir.
Öncelikle, eşler arasında hukuken geçerli bir evlilik söz konusu olmalıdır. Zina yapan eş diğer eşi affetmemiş olması gereklidir.
Zina sebebiyle açılan davalarda görevli mahkeme aile mahkemeleridir. Yetkili mahkeme ise; eşlerden birinin yerleşim yerinde veya son altı aydan beri birlikte oturdukları yerdeki Aile Mahkemesinde açılabilmektedir.
Zina fiilinin ispatı; tanık, mesaj içerikleri, otel ve güvenlik kamerası kayıtları, kredi kartı ekstresi gibi her türlü delille ispat edilebilir.
Hizmet sözleşmesi, işçinin bir işi yapmayı, işverenin ise bu iş karşılığında ücret ödemeyi taahhüt etmesidir. Açılacak olan davada çalışma süresi ve koşulları ile ilgili deliller sunulması gerekmektedir. Tanık beyanları, e-posta yazışmaları, whatsapp yazışmaları gibi çalışma saatlerini gösteren dokümanlar delil olarak değerlendirilebilmektedir.
Açılacak olan davada görevli mahkeme iş mahkemesidir. Davalı olarak işveren gösterilir. SGK ya ihbarda bulunulur. Bu davalarda verilen karara karşı istinaf ve temyiz yolu açıktır. Kanunda belirtilen süreler içinde kanun yoluna başvuruda bulunmak gerekir.